Halit AKSUNGUR
Taşeli Yöresinde Nakış Ve İğne Oyaları
Tarih: 22-05-2013 21:48:00 Güncelleme: 22-05-2013 21:48:00


                 Taşeli yöresi kadınlarının, halk sanatı konusunda zengin kaynaklara sahip olduğu bilinir. Bunda geçmiş asırlardan gelen ve toplumun tarihsel yaşam biçimlerinden beslenip gelmesinin önemi kadar coğrafya koşullarının uygunluğunun etkileri olduğu açıkça görülür.  Halk Biliminin gelişmişliği, konuya duyarlı olan yöre kadınlarının araştırma ve geliştirme üzerindeki çabaları iğne oyalarının yaşayıp yaygınlaşmasına öncülük etmiştir.                                    

                1960 lı yıllara kadar  çok evde ipek böcekçiliğinin yapılıp geldiği, dut yapraklarının ipek kozasına dönüştürüldüğü yaşanan bilinen olaylardandır. Ne var ki bu kadın el sanatlarına devlet desteği hiçbir vakit el uzatamadı. Yörenin kentler arası ana yollardan uzaklığı olumsuz etkenlerden biri oldu. Bunlara koşut olarak teknolojinin getirdiği yeni makineler aracılığıyla yapılan içeriksiz, ruhsuz ama hızla üretilen nakış ve iğne oyaları bu halk el sanatının canına ot tıkamaya, yetmemişse de gelişmesine büyük bir set çekmiş oldular. Bütün bu olumsuz koşullara karşın yöre halkbiliminin önemli bir ögesi olmayı sürdürebilmiştir. Taşeli yöresinin dünkü ve bu günkü yaşam biçimini, el sanatlarındaki becerisini ve ulaştığı aşamayı göstererek en canlı örnekleri olmayı sürdürmüş, belgelemiştir.

                Kadınların giyim ve kuşamlarında, masa örtüsü, yatak yüzleri, tülbentlerin çevre  motifleri, mendiller ve çoraplarda, yastık yüzlerinde kısaca güzel sanatlarda kompozisyon ögesi olarak kendini göstermektedir.

                Nakış işleme, ak (beyaz) ve renkli her türlü kumaşa ipli ve ipekle iğneyle gergefte olsun elde olsun yapılan bezemenin ortak adıdır.

                1 İşleme, el emeği ve yorulmayan bir gözün ürünü olarak ortaya çıkan ince bir sanattır. Başlangıcının tarih öncesi çağlara uzandığını görüyoruz. Balkusan yaylası, Altıntaş yöresine yaylaya çıkan, Kamış yaylasında konaklayan Köselerli Yörükleri arasında motif adları “ Yanış” olarak adlandırılır.

                Oya, renkli ibrişim ve uygun ipliklerden iğne ile çiçek, yaprak, keklik ayağı gibi çok türü bulunan motifler işlenir. İlk Peygamber ve ilk insan Adem(a.s.) devrinden beri insanlar örgü örmesini sürdürmüşlerdir. Tarihsel araştırmalar M.Ö. 2000 yıllarına tarihlenen bilgiler elde edilmiştir. İğne ile yapılan oyaların Orta Asya’dan Anadolu’ya geldiği buradan Avrupa’ya yayılmıştır.

                Oyalar dantelden ayrıdır. Oya yapma çiçekle örgü sanatının birleşmesinden doğmuştur. Dünya dillerine “Oya” sözcüğü Türkçeden geçmiştir. Çiçek, geometrik şekiller, böcekler, işlemeye uygun şekiller işlenmektedir. Çiçekler gerçekçi bir şekilde ele alınırken diğerleri özgün bir anlatım olarak ele alındığı görülüyor.  İğne oyaları Taşeli köy ve ilçe merkezlerinde kare, üçgen ve yaratıcının zevkine becerisine göre “ilmik” tekniğiyle işlenmekte ortaya çıkarılmaktadır.

                Renk olarak yeşil, sarı ve tonları çok kullanılır.  Biçim olarak kök ve yapraklar, geometrik şekillerden esinlenen şekilleri sayabiliriz.

 

“ Oyam var desen desen

Bilmem ki nasıl desem 

 Sakın bana gücenme   

Ben sana nasıl küsem”

                Halkbilimsel açıdan ilgi çeken konu, bundan otuz kırk yıl önceleri özellikle köylerde gelinler evlerinde, içlerinden estiği gibi konuşamazlardı. Çocuklarını kucaklar ama sevemezler öpüp okşayamazlardı. Büyüklere karşı ayıp sayılırdı. Özellikle yeni gelinlerin dili bağlı bir yaşantısı vardı. Bu yüzden yazmalara, giyeceklerinin çevresine, başörtüsü kenarlarına dikilen oyalar onların eşleriyle, yeni ailesi ve çevresiyle anlaşması için birer ileti (mesaj) oluyordu. Gelinin sözsüz konuşmalarını sağlardı. Eşinden memnunsa yeşilin tonlarıyla işlenen oyalar, sarı renkli oyalarla işlemişse mutsuzluğunun, bezginliğinin işareti oluyordu. Başına biber oyalı bir yazma bağlarsa kocasıyla arasının tatsızlığının göstergesiydi.

                İğne oyalarını iki bölüme ayırabiliriz:

                1- Genç kızlık dönemi oyalar     

                2- Evlilikten sonraki yaşantısında işlenen oyalar               

                 Genç kızların ve gelinlerin iç dünyalarının inceliğini, zerafetini gösteren oyalar, okuma yazması olmayan kadınların dili oluyordu. Hiç ses etmeden kaynanası üzerindeki düşüncelerini oyalara dökerek sessiz bildirişimin örneklerini o günlerde dile getirebiliyorlardı. Günümüzde onların torunları işledikleri oyalarla Türk el sanatlarının ince zevklerini yaratmayı sürdürmektedirler. Kullandıkları malzemeye ve araçlara göre, iğne oyaları, tığ oyaları, mekik oyaları, boncuk oyaları örnekleri canlılığını yitirmemiştir. İşleme şekillerine göre,” afet tırnağı, keklik ayağı, komşu çatlatan, çimen, karanfil, kuş gözü, tavşan kulağı, hanımeli, zambak, gül “gibi çok türlerinin üretildiği görülmektedir.          

                Oya adının verilmesindeki neden, ipliklerin örgülerle, ilmiklerle aralarında oyuklar bırakacak biçimde işlenmesinden gelmektedir. İğne ile yapılanlar “ince oya, veya iğne oyası, çiçek, kuş, yaprak gibi yapılanlara “çiçek oyası, motifli oya” denirken, motiflerine göre  “fulya, kirpik, sayvan, zürafa, zambak, gül, nergiz, sıra selviler” vs. gibi adlarla anılmaktadır.

“ Sarı gülün dikeni

  Dibindedir kökeni

Ben oyalarla işledim

Anla sevda çekeni “

                Taşelinin yaşam güçlüklerinin düşününce, belli bir eğitim sürecinden geçmemiş, evinin kadını olan ince zevk örneklerini ortaya çıkaran yöre kadınlarının yaratıcılığını bütünüyle yitirmeden yeni kuşaklara aktarmak istedik.

                Aslına kalırsa bu konu derinliğine araştırılıp yaşlı nineleri, dedeleri ve gençleri dinleyerek, konuyu enine boyuna ortaya koymakta kültürümüz açısından önem taşımaktadır.

                Milli Eğitim, Gençlik ve Spor, Kültür ve Turizm Bakanlıkları, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Rektörlük ve ilgli birimleri, yöredeki Belediye Başkanlarıyla işbirliği ve güç birliğine girerek bu yörenin taklitçilikten uzak özgün el sanatlarının geliştirilmesi, pazarlanması üzerinde çalışmalar başlatabilseler kadınlarımızı üretim açısından yönlendirme  gibi bir işlevi başaracaklarına inanıyoruz.        1.  Macide Gönül -  Türk Nakış ve İşlemeleri. Türk Folklor Araştırmaları 1971

                 Halit Aksungur

                Yerel Araştırmacı-yazar.



Bu yazı 3288 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI